Bir resim

Resim çizme kabiliyetim olmasını çok isterdim. Çünkü bazen yazarak ifade edemiyorum içimdekin. Hani denir ya kelimeler kifayetsiz kalıyor diye, bu cümle bana hep bahane gibi gelirdi. Neden yetmesin kelimeler, demek ki sen bilmiyorsun nasıl anlatılacağını derdim. Ama şimdi fark ediyorum ki bazen gerçekten kelimeler kifayetsiz kalıyor bazı şeyleri anlatmaya. Çünkü kelimelerle bir yapı, bir ifade ortaya koyuyorsun. Bir yorum veya yargı olmak zorunda yazarak ifade de. Eylem var bir kere, fiil var. En olmayanında bile isim var fiil yerine. O bile bir yargı simgesi oluveriyor cümleye girince. Ama resim öyle değil. O sadece bir oluş gibi geliyor bana. Kendi halinde bir oluş, bir duruş. Bir şey yani. Sadece bir şey, yargısız, yorumsuz. Bazen kalbimin böyle halleri oluyor benim. Şikayetsiz, sitemsiz. Heyecansız, üzüntüsüz, ne bileyim işte her şeysiz, bir şeysiz.. Sadece olduğu bir hal var savunmasız, suçlamasız. Onu yazmak istesem kelimeler kifayetsiz kalır mesela, ancak çizebilirim. Keşke çizebilsem.. Eğer becerebilseydim, bu birkaç günkü halimi paylaşmak için şu resmi çizerdim..

Bir kalp şekli, dış sınırları siyahla çizilmiş.. Kalbin içinde, orta yerinde kocaman bir çukur var, neredeyse her yerini kaplamış. Çok derin bir çukur, dibini görmüyorsun. O çukurun yan duvarları yani kalbin kenarları dağlardaki oyulmuş taşlar gibi.. Çukurun bir duvarındaki taşların üzerine Sumela Manastırı gibi bir şey inşa edilmiş. Hatta hala inşaat aşamasında.. Küçük bir kız var, elinde ipten örülmüş bir merdiven var. O merdivenle o manastır gibi binaya inmeye ve içeri girmeye çalışıyor. Bir yandan da o çukura düşmemek için çok dikkatli hareket ediyor. Çünkü artık çukur o kadar büyümüş ki duvarların üst kısmında, kalbin üzerinde kıza yürüyecek alan bile kalmamış..

Keske çizebilsem.. Boya kalemlerini, kağıtlarını, kumaşları, kurdeleleri çok severim ben. Keşke tüm bu malzemeleri kullanarak bu resmi içimdeki dünyadan dışımdaki dünyaya çıkarabilsem.. Belki bir gün, umarım bir gün..

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dialogue Book Club | Read &Watch Series 2025-26

Yıllar önce pandemi döneminde online başlayıp sonra yüz yüze devam ettiğimiz kitap kulübümüz bu sene 5. yılını yaşıyor. Beşinci yılımızın hatırına bir format değişikliğine gidelim dedik ve kulübü sadece kitapla değil, film ve podcastlerle de zenginleştirmeye çalıştık. Dialogue Book Club Read & Watch serisi diye adlandırdığımız bu yılın konusu “Women”. Bir yıl boyunca filmler, makaleler ve TED Talk’lar eşliğinde kadınların, kadın kahramanların izini süreceğiz.

Yeni dönemimiz için hem çok heyecanlıyım hem de çok stresliyim. Heyecanlıyım çünkü uzun zamandır “Keşke böyle bir atölye olsa da katılsam” dediğim konuları ve başlıkları işleyeceğiz. Diğer yandan telaşlı ve stresliyim çünkü kafamda binbir tilki dolaşıyor: Konular belli ama acaba içini doldurabilecek miyiz? Katılımcılar bu formatı sevecek mi? Ben programdayken evdeki dört çocuğum birbirinin başını yemeden durabilecek mi? 🙂 Ve en önemlisi, afişinden içeriğine, ikramından ulaşımına, bebek bakımından duyurularına kadar her aşamasında binbir emek veren onlarca kadının gayretine layık bir şey yapabilecek miyiz? Galiba bu düşüncelere en güzel çare, “Niyet hayır, akıbet hayır” diyerek yola revan olmak. Bakalım yol bizi nereye götürecek.

Kendi adıma, bu seneki book club ile yolun beni götürmesini umduğum yerlerden biri de mükemmeliyetçiliğimin ani yasamaya donusebildigi o içsel huzur ve kolaylık hali. Eskiden, mesela kulüp veya başka bir şeye hazırlığım varsa günler öncesinden karnima ağrılar girer, hem kendime hem ev ahalisine hayatı dar ederdim.

Şimdilerdeyse bu durumu yönetmeyi öğreniyorum. Mesela bugün kafamda kulüple ilgili planlanacak onca şey varken akşam çocuklarla film saati yapabildim; bir uyusalar da ben de kendi işime baksam diye gerilmeden, ninnilerle üçünü birden uyutabildim. Sonra uyuyakalmadan kalkmayı başardım, filmimi izledim ve gece 12’de mutfağa girip üç günlük biriken bulaşıkları yıkamaya başladım; bir yandan da kendime kızmadan, yetersiz hissetmeden izlediğim kulüp filmi hakkında düşünebildim.

Aklıyla kalbi arasinda köprü kurmaya çalışan bir anne kalbi başka ne ister ki.Bundan iyisi, şamda kayısı!Ins bu sene izledikçe,okudukca ve dönüp kendi içimize baktikca bulacagiz daha iyi halimizi!

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yeni Kitap : Mothering and Intergenerational Trauma

Selamlar.. Sizlerle güzel bir haber paylasmak istiyorum.

Kisa bir süre önce, University of Waterloo / English Language and Literature bölümü hocalarindan Dr. Lamees El Ethari’ nin davetiyle bir kitap projesine dahil oldum.

Kitabimiz Mothering and Inter/Generational Trauma adiyla bugun Demeter Press tarafindan basildi.

Kitabimizin içeriginde, Kanada ve farkli ülkelerden akademisyen, yazar, dekan, community worker ve sanatçi olmak üzere 17 ayri yazarin makaleleri, karsilastirmali roman okumalari, kuramsal film analizleri ( Netflix series ), personal narrative ve creative work çalismalari bulunmakta..

Marianne Hirsch’in ” Postmemory” teorisinden hareketle, yerinden edilme ve kusaklar arasi travmayi, anne-çocuk iliskisi ve anne-toplum dinamigi üzerinden ele alan bu eserde ben de Kanada’ya göç yolculugumu anlattigim
“Where Am I?” adli hikayemle yer aliyorum.

Bizi desteklemek ve daha genis kitlelere ulasmamiza yardimci olmak isterseniz bio’daki linkten order yaparak kitabi satin alabilirsiniz..

Sosyal medyada paylasabilirsiniz..

Ilgili bir kurumda calisiyorsaniz veya ilgili herhangi bir gazete- dergi- websitesiyle baglantidaysaniz, kitapla ilgili review teklif edebilirsiniz..

Ya da en yakininizdaki kütüphaneye gidip, bu kitabi okumak istediginizi belirterek, order yapmalarini rica edebilirsiniz..

Tüm destek ve katkilariniz için simdiden çok tesekkür ederim.

Kitabin içerigini merak edenler için content bölümünü görsellerde paylasiyorum.

Yeni Kitap- Mothering and Intergenerational Trauma içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Pachinko ve dusundurdukleri

Farklı kültürlerden farklı dünyaları Ingilizce kitaplar ve hikayeler üzerinden biraraya getiren Dialogue Book Club ‘imiz dördüncü yılını deviriyor. Öyle mi olur, böyle mi olur diye sorularla yola çıkmıştık, kervan yolda düzülür hesabı yürüdükçe, okudukça, birbirimizi dinledikçe sorularımız yerini iyi niyete, samimi gayrete ve akışa teslim olmaya bıraktı.

Benim için bu yolculuğun en güzel kısmı, bambaşka dünyaların insanları olsak da içimizde bi yerde hep ortaklastigimiz şeyin “anlam” olması ve kendi küçük dünyamız ve şartlarımız dahilinde bazen bir kitapla bazen bir filmle o anlamın peşine düşmüş olmamız.. Yol nereye varır, bilinmez ama yolcu her adımda biraz daha kendine varır. Adı diyalog olsa da, ötekine dokunabilmek olsa da insanın her daim köprüler kurduğu aslında kendi varlığıdır. Çünkü dünya dediğin bir “görmek ve görülmek ” rüyasıdır..

Bu görme ve görülme macerasinda bu ay bahtimiza dusen Min Jin Lee’ye ait Pachinko romaniydi. Pachinko,
tarihin bir döneminde Japonya’da göçmen olarak diaspora yaşayan Korelilerin kuşaklar arası yaşam mücadelesini ve kimlik arayışlarını aynı aileden üç neslin hikayesi üzerinden bizlere aktarıyor.

Kimlik , aidiyet, aile, göç ve psikolojik dayanıklılık temaları üzerinden örgülenen bu hikayenin aynı isimle uyarlanmis oldukça popüler bir Kore dizisi de var. Yazar, bu romanı, Japon diasporasını bizzat yaşayan gerçek kişilerle yaptığı röportajları kurgulayarak oluşturmuş ve ancak 15. kez yazdıktan sonra kitabın tamam olduğuna kanaat getirmiş.

Bence Pachinko romanının en güzel kısmı ilk cümlesiydi. Japonya’da diasporayı sonuna kadar yaşayan, sırf Koreli olduğu için toplumdan dışlanan, fakirliğe ve sosyal ölüme terk edilen kadın kahramanımızın su sözüyle başlıyor kitap : History has failed us, but no matter.

Evet, yol insana bir noktada “no matter” deyip yürümeye devam etmeyi öğretiyor. Belki de asil hikaye tam da bu noktada basliyor..

Dialogue Book Club içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kuru Yapraklar

Bizim buralara bahar yeni geliyor. Son zamanlarda karlar eriyip, toprak yuzunu gostermeye baslayinca bir sey fark ettim. Bizim arka bahcedeki toprak bir turlu yesillenmiyor, belki yillar oncesinden ekilmis olan cimler bir turlu gun yuzune cikmiyordu.

Once Kanada’nin asiri degisken havasina bagladim, Fakat birgun baktim ki tum yan komsularin bahceleri yemyesil. Bizimkinde bir sorun olmaliydi. Esimle paylastim, o da ‘bizim bahce biraz golge kaliyor ya, asma balkon var ya , o golge yapiyor, dedi.

Bu eve kisin ortasinda tasindik, baharini yazini henuz tecrube etmedigimizden tum suçu balkona yukleyip beklemeye devam ettim. Fakat gun gelip komsulardan balkonlu bahcelerin de yesillendigini gorunce daha etraflica dusunup sorunu buldum : Kuru yapraklar!

Aslinda ta tasinirken bu yapraklari temizlesek mi demistik ama kis sartlari ,tasinma telasi derken kalmisti . Biraz da kendimce belki o kuru yapraklar gubre olur, kalsin da topragi beslesin diye dusunmustum. Simdiyse beslemek yerine kuruttugunu fark ediyordum.

Yukarki pencereden komsunun yesil bahcesini keserken, bir yandan da icim cosuyordu. Ne sanslisin kiz Sumeyra, bahcen de konusuyor sana, yapragin da. Saniyorsun ki içinde yarim biraktigin seyler birgun donusecek, baska hayallerinin tohumu olacak zamanla. Ah be canim, her kuruyan sey gubre olmaz ki insanin ruhuna. Ama ille olsun istiyorsan, o da ayri bir is.. Yapraklarin hepsini toplayip bir malc yapsaydin mesela, baska besinler de ekleseydin icine, oyle verseydin topraga. Serpilip buyumek de , yesillenmek de ayri bir çaba.. hevesin ve gayretin yeter mi kuruyup kalan yanlarindan bir ruh besini yapmaya?

Ben bunlari dusunup dururken, esim gidip en yakin marketten bir tirmik almis gelmis. Aksiyon muhim 🙂 Simdi cocuklarla bahceye konuslanmislar kuru yapraklari temizliyorlar. Bahar ne guzel geliyorsun, hem hanemize hem canimiza..

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Book Club ve bana kattiklari

buraya 0kudugum kitaplarla ilgili yazacagim

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Unbroken ve Affetmek

Buraya izledigim filmler hakkinda yazacagim.

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Külah

Bir yaz günüydü Ayten

aylardan Temmuz hatta

önce kavruldu kalbim

sonra

külahımın üstünde

eridi dünya..

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yuva

Değil mi ki

bütün kuşlar bir gün

döner yuvaya

bekle beni

yine bir eylül sabahı

konacağım dalına

o gün

kalbimizde ne kin

ne de tortu kederden

gürül gürül akarken

memleket derelerinden

her ne olmuşsa, diyeceğim

kaderden

cünkü kader

iki ters bir düz ördüğümüz

ve ördükçe

öze büründüğümüz

bir libastır hikmetten..

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Boy aynasi

Bazen o kadar sağlam kaçıyorum ki kendimden, kendim bile hayret ediyorum. O kadar iyi saklıyorum ki kendimi bir şeylerin ardına, kendim bile unutuyorum nereye saklandığımı. Dün gece de öyle oldu. Gönüllü bir çalışmaya katıldım ; bir iftar programı düzenliyoruz gönüllü bir kuruluş için. Dün gece saat 9:30 civarı gruptan bir fikir ortaya attım gruptan . Sonra fikri uygulama sorumluluğunu üstüme aldım. Bunu çocukları uyku öncesi son kez oynatırken yaptım, masada oyun hamurunu bitirmelerini beklerken, “ben hallederim” dedim, “yarın sabahtan alışverişe çıkar, malzemeleri bulur, eve gelip ürünleri hazırlarım.” Tüm bunları 2 bebek, 2 yetişkin çocuk, sahur stresi, 7 makine çamaşır, yığılmış bulaşık ve üstelik iftara misafir beklediğim halde söyledim. Gece çocukları uyuturken aklım başıma geldi, kendime sordum, “neyin peşindesin?” Cevap derin ve hüzünlü: Kendimden kaçmanın. Kaçabilmenin… Ne kadar uzağa, o kadar iyi; ne kadar derine gömersem içimde duyduğum acı hissi, o kadar güzel. O kadar bastır, o kadar yüklen kendine… Hadi bakalım… Kendimden kaçmak için gönüllü bir programdaki onca sorumluluğu son anda üstlenmeye çalıştım son anda . Sonra Allah’tan gece geç de olsa durumu fark ettim. Şansım da yaver gitti ve bahsettiğim sorumluluk iptal edildi. Belki de her şey ve hepsi benim kendimi boy aynasında bir kez daha görebilmem içindi.

Hissediyorum içinde yayınlandı | Yorum bırakın