Bir Keceli Meseli

Hu hu, Ayten!

Uyandıysan

kahveyi koy hemen

ben de geliyorum simdi

Ah neler oldu,

bir bilsen!

Bu arada

Hiç bahsettim mi ben sana

Bir Keçeli Meseli`nden

*

Hani bir keresinde 

demişti ya Zamanın Güzeli

Keçeli,

çıkar, şu gözlükleri

Keçeli dediğin bir vefalı dost 

tüm egosunu yatırıp da yere 

serivermiş yıllarca

Bediuzzaman’ın önüne 

post niyetine 

Lakin, yine de 

bilememiş ne yapacağını o an 

Efendim, diyebilmiş sadece 

ben gözlük kullanmam 

Keçeli, sen değil misin

yemin veren bana

dostluk namına 

Ve sabır sabır

bunca yıl 

çimento karıp taş taşıyan 

tevhit binasına

Öyle, öyleyim amma

Keçeli’nin alnında 

damla damla terler 

şüphe etmek mi, haşa

sözü ikiletmek bile

ar olarak yeter 

böyle naif bir adama 

çünkü sanki ta

Âlemi Ervah ’ta

bir ‘bela’ ile bağlanmış kalbi

halde haldaş

yolda yoldaş 

ahrette de karındaş olmaya

Belki de 

bu bağdan beslenerek 

bir kez daha 

dile gelmiş Bediuzzaman’ın kalbi 

Dostların namı değil midir, demiş 

bir bakışta okuyuvermek

suretten siretini 

ki bunca zaman

beraber yürümedik mi senle 

gönül coğrafyasının 

dağını tepesini 

Haydi öyleyse 

Çıkar da koy şuraya

Çünkü artık bundan sonra

olandan ötesini görmek 

vaciptir sana 

Keçeli bu sefer

davranmış hemen 

kulaklarının ardına 

sanki bir gözlük varmış da

sapları sıkışmış gibi orda 

tutup çıkarmış avucuna

üstadı da 

kırıyormuş gibi ağır ağır

sıkmış parmaklarını

ve kanaat getirince 

tuzla buz olduğuna

götür bunları göm, demiş

teslimiyet toprağına

Öyle bir inanmış ki Keçeli 

harfiyen yerine getirince

kendine söyleneni

rikkate gelivermiş

Göklerin Kalbi 

Ve aralanmış usulca 

hikmet penceresi

bu demden sonra Keçeli 

başka bir dünyanın adamı

hani sıfırlamış gibi

sebep sonucu 

An’ın içinde buluyormuş artık 

sonsuz huzuru

Sanki bunca zamandır

kulaç ata ata varamadığı 

bir ‘Ol’ okyanusu varmış içinde 

hani bir damlayım 

diyormuş da hesapta 

bir türlü eriyip yok olamıyormuş 

o büyük varoluşta

çünkü ne zaman niyetlense 

dev dalgaları kaderin 

vuruyormuş hikâyesini

bambaşka kıyılara

Keçeli, yüzmekte sanıyormuş 

bütün mahareti 

Oysa 

ayrılığın dahil olduğu gibi aska

kıyıya vurmak da 

bir merhaleymiş oluşta

Keçeli simdi bir bir 

çözüyormuş şifresini 

kendi hikâyesinin

Hani can yoldaşının

yıllarca gönderdiği mektuplarda 

işaret  ettiği gibi

İnsan;

ekilmiş bir tohum gibidir, dostum

bu dünya toprağına

karanlıktır, balçıktır amma,

ötede çiçeğe durmak için

bunlar lazımdır ruha

ki hatırlasana

mutfağındaki hububatları

patatesi mesela,

ya da kuru soğanı

ne zaman az rutubet görseler

hemen patlıyor yanlarından

yeni yeni sürgünler

demek ki Keçeli

varlığın;

kâinatın,

küçük bir timsali

ve cümle bu kabz halleri

ortaya çıkartmak için

fıtratındaki

sümbüllenmek iştiyakını

Daha ne yapsın

demiş Keçeli

hatırlayınca bu meseli

Daha nasıl anlatsın ki dostum, bana

Bakmış,

söz tesir etmiyor

küflenmiş kulağıma

tutup kırayım bari

demiş şu gözlüğü

Yoksa böyle giderse

kör olacak

yakında

dostumun gönül gözü

*

İste böyle Ayten

Gece, çocuğun yanında

Olan üstüm başımla

dalıvermişken uykuya

korkuyla birden

sıçrayıverdim yerimden

noldu, neredeyim diye

ovuştururken yuzümü

baktim,

ilik ilik akan biseyler

actirmiyor gozumu

can havliyle

uyandirinca lambayi

bir de ne göreyim Ayten

Keçeli’nin gözlügü

kırılmış benim yüzümde

Gözyası degıl bu akan, görsen

kan sanki kalbimden

ara tara,

pamuk falan  da yok yakında

ne yapayım Ayten,

tuttum kelime bastım,

yarama

belki

daha hızlı

kesilir diye kanama..

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yatili

İçimde

yatılı bir okulun

pazar akşamı sessizliği

hani yeni dönmüşler de evlerinden

ilişivermişler

yatağın bir köşesine

damağında

hala sıcaklığı hani taze tarhananın

kimsenin

bavullarını açmaya

varmıyor eli..

.
.
.

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Baglanma


Hikmetinden sual olunmaz Hüda,

kimini kaygili baglayivermis 

çocuklugunda

bir görüp bi kaybedermis çocuk 

suretini, 

ana aynasinda 

kimi de kaçingan baglanmayla

bir ömür kaçmayi ögrenmis

aglayan esten, nazlanan bebeden

dokunmasinlar diye

çocukluguna gömdügü duygularina

hikmetinden sual olunmaz Hüda

görmek isteyene ayna

dokunmak isteyene esma

herkesi mesrebince

baglayacak bir yol bulmussun,

senin ruhuna..

BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Marriage Story Filmi ve dusundurdukleri

Dialogue Book Club I Read &Watch Series 2025-26

Women, Love & Relationships

Film- Marriage Story
Podcast- The Power of Vulnerability by Brene Brown

Benim icin filmden ve podcastten alinabilcek iki onemli ders:

Birincisi: Kendiyle bagi olmayanin kimseyle bagi olamaz.

Ikincisi: Hayatta iki onemli kaynagimiz var : Isteklerimiz ve ihtiyaclarimiz. Biz sanariz ki kararlarimizi isteklerimiz dogrultusunda aliriz. Oysa ki cogu kararimizi farkinda olmadan ihtiyaclarimiz, daha dogrusu ruhumuzun o anki ihtiyaclari dogrultusunda aliriz.

O yuzden derler ki “Olan dogruyu söyler. “
Tum kalbimle inaniyorum bu söze.

Filanca adamla/ kadinla karsilasmasaydim, bu iliskiye girmeseydim hayatim bambaska olurdu. Bence olmazdi. Cunku ruhunun o anki ihtiyaci o kisiydi, durumdu, iliskiydi.. Baska biriyle- olayla- durumla karsilassan da ruhun o ihtiyacini gidermek icin tum sartlarini kendi beklentisi yonunde degistirebilirdi.

Ama ihtiyaclar degisir mi ? Degisir. Bebegin ve yetiskinin doymasi icin farkli besinlere ihtiyaci oldugu gibi.. Büyürüz. Olgunlasiriz. Kendimize bir adim daha yakinlasiriz. O zaman ya ihtiyacimiz degisir, ya ihtiyac icinde oldgmzu farkedip karsilikli bir cozum arariz ya da karsimizdaki kisi veya durumun bizim ihtiyacimizi karsilamak zorunda olmadigini, en kotusu de karsilayacak potansiyelde bulunmadigini kabul ederiz. Hepsi adim adim, katman katman bir buyumedir bizim icin.

Biz buyudukce suclama biter, anlama baslar. En kotu evliligin veya duygusal iliskinin dahi bize kendimizi gosteren bir boy aynasi oldugunu anlariz. Kimi iliskide mutlulukla, kiminde ancak bosanarak bakilabilir bu aynaya , kimindeyse herseye ragmen bi turlu bosanilamayarak..

Ikisinin da sonunda – farkindalikla olursa eger- nur topu gibi bir bebek dogar ellerimize; kendimiz..Onu sarariz, severiz. Annesi olup onu goruruz, babasi olup onu dinleriz, esi olup onun kendiligini yasamasina izin veririz.

Boylece tum kainatin, dunyanin, hayatin, insanin ve iliskilerin sirri cikar ortaya o bizim kucucuk yasantimizda : Her Cemal ve Kemal sahibi, kendi Cemal ve Kemalini gormek ve gostermek istemesi sirrinca.. demistir Zamanin Guzeli buna..

Icimizde dogustan getrdgmz bir Cemal ve Kemal vardir yani. Iste yaralarla, travmalarla, toplumsal baskilar veya yanlis ebeveynliklerle o Cemal ve Kemalin ustu ortulmustur. Ama yapisi geregi gormek ve gorulmektir kendiligimizin en temel istegi. Anne gorsun, baba gorsun bizi isteriz.

Aska dustuk deriz kendimize ya, en derinde bir aynalanma arzusudur bu. Saniriz ki sadece guzelliklerimizi gosterecek es aynasi. Oysa onun gorevi bazen de kendi gozumuze kor olani, karanliklarimizi gostermektir bize. Hem kim demis ki karanlik kemalden degildir diye.

Demek, olan dogruyu soylemistir. Ayna, gorevini yapmis, olani- olamayani- fazlayi- azi gostermistir. Bu biz kotuyuz, sucluyuz demek degildir her zaman. Cok bencil bir es aynasinda asiri fedakarligimizin aslinda bir meziyet degil ,cocukluktan beri tasidigimiz sinir koyma problemi oldugunu gorebiliriz mesela.

Hasili, aynalarla dolu bir odada kendimize baktigimiz, gormek ve gostermek sirrini deneyimledigimiz bir acayip maceradir evlilik. Gordugumuz de , gosterdigimiz de kendimiziz. Hangi konuda , neyi ne kadar gormeye ihtiyacimiz varsa icimizde, ya cok fazlasi, ya da tam tersi bir ayna, bir es buluruz kendimize..
Ihtiyaclarimizi anladik, peki ya isteklerimiz? Onlar tum bu hikayeyi bir maceraya donusturen ana unsur 🙂

Unv yillarinda , senaryo dersinde cok sevdgm bir hocam demisti ki.. Cok kaliteli bir film senaryosu mu yazmak istiyorsunuz? Karakterinize cok buyuk bir istek yazin sonra da karsisina cok saglam bir engel koyun.

O zamanlar bunu sadece bir senaryo dersi saniyordum. Ama simdilerde anliyorum ki bir terapi seansi da olabilirmis aslinda.

Mesela ..Annesinin duygusal yokluguyla buyumus, tek amaci guzel bir yuva kurmak ve esiyle derin bag kurabilmek olan kadinin, duygularini gosteremeyen robot gibi bir adamla aska dusmesi.
Aman agzimizin tadi bozulmasin Ali Riza bey diye hicbir duygunun konusulmadigi, annenin kendi halinde, annelik rolleri icinde asiri korumayla, asiri sefkatle annelik yaptigi, babanin ekmek kapisi oldugu bir evde yetisen naif bir adamin , gidip de kariyer basamaklarini ucer beser atlayan, ozguveni yuksek, duygularini patavatsizca soyleyebilen bir kadini yalvar yakar iliskiye ikna etmesi.

Hangisi istek, hangisi ihtiyac? Neresi Cemal, neresi Kemal? Kim neyi gordu, kim neyi, nasil gosterdi.. Hepimize iyi seyirler!

Dialogue Book Club içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kitap Lansmanindan Anekdotlar

Geçen gün hayatımda bir ilki deneyimledim. Bir halk kütüphanesinde, güzel bir organizasyon eşliğinde, ortak yazarı olduğum Mothering and Intergenerational Trauma kitabımızın tanıtımını yaptık. Heyecan, şaşkınlık, merak, şükür ve telaşın iç içe geçtiği özel bir andı.

Derler ki; hayatta seni zorlayan onca şeye rağmen bir hayali gerçekleştirebilmek büyük bir başarıdır. Ben ise şöyle diyorum: Asıl başarı, gerçekleşen o hayale ve ulaşılan o başarıya sahip çıkabilmek..

İnsan hayallerine giden yolda biraz daha motive, biraz daha gözü kara olabiliyor.Tam teşkilat hazırlanıp, upuzun bir yolculuğa çıkar gibi hedefine doğru gidiyor. Belki hep gitmeye, hep çabalamaya, hep yolda olmaya alıştığından, o menzile vardığında, o son durakta indiğinde bir şaşkınlık hissedebiliyor. Hani hatırlarsınız, uzun bir yoldan sonra araçtan ilk indiğinizde ayaklarınızın yaşadığı o tutukluk hâlinden bahsediyorum. Gerçekleşen bir hayale, ulaşılan bir başarıya sahip çıkabilmek de bunun gibi..Biraz tutuk, biraz aksak olabiliyor bazen.

Çünkü hayale giden yolda hiçbir onaya ihtiyaç duymadan gidebiliyorsun. Trene atladın, onun istikameti zaten belli. Ama ya inince.. “Bu vardığım yer doğru mu?” sorusu oluyor mesela. Bu trenin varacağı son durak buydu, bu başarıydı ama acaba benim için doğru son durak mı? “Yolu” bilen birilerine sormak istiyorsun.Ortada sana mentorluk yapacak kimse yoksa yoldan geçenlerden bir onay bekliyorsun. O son durakta bir köşeye çekilip, “Bana neler oluyor böyle?” diye anlamaya çalışırken belki de dışarıdan biraz burnu büyük, biraz da ketum görünüyorsun… Kendimi bulacağım diye rüyalarını süsleyen o başarı, kendini boylu boyunca gördüğün bir aynaya dönüşüveriyor böylece.

Iste bir kitap yazmak, bir hikaye anlatmak,bir hayali gerçekleştirmek, her şeye rağmen o aynada gördüklerine sahip çıkabilmek demek.“Bu benim… tutkusuyla, gayretiyle ve görülmeye olan o derin hasretiyle.. benim” diyebilmek.

Öyleyse hayr olsun.Son duraklarimiz bizi kendimize götüren buraklar olsun..

Yeni Kitap- Mothering and Intergenerational Trauma içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dialogue Book Club| Kasim – Marriage Story Filmi

Konu : Women, Love & Relationships

Film- Marriage Story
Podcast- The Power of Vulnerability by Brene Brown

Benim icin filmden ve podcastten alinabilcek iki onemli ders:

* Birincisi: Kendiyle bagi olmayanin kimseyle bagi olamaz.

* Ikincisi: Hayatta iki onemli kaynagimiz var : Isteklerimiz ve ihtiyaclarimiz. Biz sanariz ki kararlarimizi isteklerimiz dogrultusunda aliriz. Oysa ki cogu kararimizi farkinda olmadan ihtiyaclarimiz, daha dogrusu ruhumuzun o anki ihtiyaclari dogrultusunda aliriz.

O yuzden derler ki “Olan dogruyu söyler. “
Tum kalbimle inaniyorum bu söze.

Filanca adamla/ kadinla karsilasmasaydim, bu iliskiye girmeseydim hayatim bambaska olurdu. Bence olmazdi. Cunku ruhunun o anki ihtiyaci o kisiydi, durumdu, iliskiydi.. Baska biriyle- olayla- durumla karsilassan da ruhun o ihtiyacini gidermek icin tum sartlarini kendi beklentisi yonunde degistirebilirdi.

Ama ihtiyaclar degisir mi ? Degisir. Bebegin ve yetiskinin doymasi icin farkli besinlere ihtiyaci oldugu gibi.. Büyürüz. Olgunlasiriz. Kendimize bir adim daha yakinlasiriz. O zaman ya ihtiyacimiz degisir, ya ihtiyac icinde oldgmzu farkedip karsilikli bir cozum arariz ya da karsimizdaki kisi veya durumun bizim ihtiyacimizi karsilamak zorunda olmadigini, en kotusu de karsilayacak potansiyelde bulunmadigini kabul ederiz. Hepsi adim adim, katman katman bir buyumedir bizim icin.

Biz buyudukce suclama biter, anlama baslar. En kotu evliligin veya duygusal iliskinin dahi bize kendimizi gosteren bir boy aynasi oldugunu anlariz. Kimi iliskide mutlulukla, kiminde ancak bosanarak bakilabilir bu aynaya , kimindeyse herseye ragmen bi turlu bosanilamayarak..

Ikisinin da sonunda – farkindalikla olursa eger- nur topu gibi bir bebek dogar ellerimize; kendimiz..Onu sarariz, severiz. Annesi olup onu goruruz, babasi olup onu dinleriz, esi olup onun kendiligini yasamasina izin veririz.

Boylece tum kainatin, dunyanin, hayatin, insanin ve iliskilerin sirri cikar ortaya o bizim kucucuk yasantimizda : Her Cemal ve Kemal sahibi, kendi Cemal ve Kemalini gormek ve gostermek istemesi sirrinca.. demistir Zamanin Guzeli buna.

Icimizde dogustan getrdgmz bir Cemal ve Kemal vardir yani. Iste yaralarla, travmalarla, toplumsal baskilar veya yanlis ebeveynliklerle o Cemal ve Kemalin ustu ortulmustur. Ama yapisi geregi gormek ve gorulmektir kendiligimizin en temel istegi. Anne gorsun, baba gorsun bizi isteriz.

Aska dustuk deriz kendimize ya, en derinde bir aynalanma arzusudur bu. Saniriz ki sadece guzelliklerimizi gosterecek es aynasi. Oysa onun gorevi bazen de kendi gozumuze kor olani, karanliklarimizi gostermektir bize. Hem kim demis ki karanlik kemalden degildir diye.

Demek, olan dogruyu soylemistir. Ayna, gorevini yapmis, olani- olamayani- fazlayi- azi gostermistir. Bu biz kotuyuz, sucluyuz demek degildir her zaman. Cok bencil bir es aynasinda asiri fedakarligimizin aslinda bir meziyet degil ,cocukluktan beri tasidigimiz sinir koyma problemi oldugunu gorebiliriz mesela.

Hasili, aynalarla dolu bir odada kendimize baktigimiz, gormek ve gostermek sirrini deneyimledigimiz bir acayip maceradir evlilik. Gordugumuz de , gosterdigimiz de kendimiziz. Hangi konuda , neyi ne kadar gormeye ihtiyacimiz varsa icimizde, ya cok fazlasi, ya da tam tersi bir ayna, bir es buluruz kendimize..
.Ihtiyaclarimizi anladik, peki ya isteklerimiz? Onlar tum bu hikayeyi bir maceraya donusturen ana unsur 🙂

Unv yillarinda , senaryo dersinde cok sevdgm bir hocam demisti ki.. Cok kaliteli bir film senaryosu mu yazmak istiyorsunuz? Karakterinize cok buyuk bir istek yazin sonra da karsisina cok saglam bir engel koyun.

O zamanlar bunu sadece bir senaryo dersi saniyordum. Ama simdilerde anliyorum ki bir terapi seansi da olabilirmis aslinda.

Mesela ..Annesinin duygusal yokluguyla buyumus, tek amaci guzel bir yuva kurmak ve esiyle derin bag kurabilmek olan kadinin, duygularini gosteremeyen robot gibi bir adamla aska dusmesi.

Aman agzimizin tadi bozulmasin Ali Riza bey diye hicbir duygunun konusulmadigi, annenin kendi halinde, annelik rolleri icinde asiri korumayla, asiri sefkatle annelik yaptigi, babanin ekmek kapisi oldugu bir evde yetisen naif bir adamin , gidip de kariyer basamaklarini ucer beser atlayan, ozguveni yuksek, duygularini patavatsizca soyleyebilen bir kadini yalvar yakar iliskiye ikna etmesi.

Hangisi istek, hangisi ihtiyac? Neresi Cemal, neresi Kemal? Kim neyi gordu, kim neyi, nasil gosterdi.. Hepimize iyi seyirler!

Dialogue Book Club içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Julie & Julia Filmi uzerine

Dialogue Book Club | Read & Watch 2025–2026
Our new season has begun!

Each month, we explore womanhood through one film, podcast, and article — diving deep into themes of identity, creativity, and transformation.

For our October gathering, we discussed Women, Identity & Dreams through the film Julie & Julia. Inspired by Elizabeth Gilbert’s The Curiosity-Driven Life podcast, we explored the difference between passion and curiosity, and reflected on how modern life shapes women’s paths of self-actualization.

The space was beautifully decorated in the spirit of the film — warm, cozy, and filled with vintage kitchen touches that brought Julie’s story to life.

We ended the night with beautiful insights from our participants:

“When we keep walking our path even when those we admire don’t appreciate us, that’s a real story of growth.”

“As women, when we truly listen to our inner voice, we discover our real passion and live our true selves.”

Dialogue Book Club içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Book Launch

You are cordially invited to the Book Launch !

Benim de hikayemden bölümler okuyacagim kitap tanitim etkinligimiz Kasim 22′ de, Burlington Public Library’de !!🌱

Yeni Kitap- Mothering and Intergenerational Trauma içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Book Club yeni donem!

Yıllar önce pandemi döneminde online başlayıp sonra yüz yüze devam ettiğimiz kitap kulübümüz bu sene 5. yılını yaşıyor. Beşinci yılımızın hatırına bir format değişikliğine gidelim dedik ve kulübü sadece kitapla değil, film ve podcastlerle de zenginleştirmeye çalıştık. Dialogue Book Club Read & Watch serisi diye adlandırdığımız bu yılın konusu “Women”. Bir yıl boyunca filmler, makaleler ve TED Talk’lar eşliğinde kadınların, kadın kahramanların izini süreceğiz.

Yeni dönemimiz için hem çok heyecanlıyım hem de çok stresliyim. Heyecanlıyım çünkü uzun zamandır “Keşke böyle bir atölye olsa da katılsam” dediğim konuları ve başlıkları işleyeceğiz. Diğer yandan telaşlı ve stresliyim çünkü kafamda binbir tilki dolaşıyor: Konular belli ama acaba içini doldurabilecek miyiz? Katılımcılar bu formatı sevecek mi? Ben programdayken evdeki dört çocuğum birbirinin başını yemeden durabilecek mi? 🙂 Ve en önemlisi, afişinden içeriğine, ikramından ulaşımına, bebek bakımından duyurularına kadar her aşamasında binbir emek veren onlarca kadının gayretine layık bir şey yapabilecek miyiz? Galiba bu düşüncelere en güzel çare, “Niyet hayır, akıbet hayır” diyerek yola revan olmak. Bakalım yol bizi nereye götürecek.

Kendi adıma, bu seneki book club ile yolun beni götürmesini umduğum yerlerden biri de mükemmeliyetçiliğimin ani yasamaya donusebildigi o içsel huzur ve kolaylık hali. Eskiden, mesela kulüp veya başka bir şeye hazırlığım varsa günler öncesinden karnima ağrılar girer, hem kendime hem ev ahalisine hayatı dar ederdim.

Şimdilerdeyse bu durumu yönetmeyi öğreniyorum. Mesela bugün kafamda kulüple ilgili planlanacak onca şey varken akşam çocuklarla film saati yapabildim; bir uyusalar da ben de kendi işime baksam diye gerilmeden, ninnilerle üçünü birden uyutabildim. Sonra uyuyakalmadan kalkmayı başardım, filmimi izledim ve gece 12’de mutfağa girip üç günlük biriken bulaşıkları yıkamaya başladım; bir yandan da kendime kızmadan, yetersiz hissetmeden izlediğim kulüp filmi hakkında düşünebildim.

Aklıyla kalbi arasinda köprü kurmaya çalışan bir anne kalbi başka ne ister ki.Bundan iyisi, şamda kayısı!Ins bu sene izledikçe,okudukca ve dönüp kendi içimize baktikca bulacagiz daha iyi halimizi!

Dialogue Book Club içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Dialogue Book Club | Ekim – Julie &Julia Filmi

Yeni sezonumuz başladı!

Her ay bir film, bir podcast ve bir makale üzerinden kadınlığı; kimlik, yaratıcılık ve dönüşüm temaları etrafında derinlemesine keşfediyoruz.

Ekim buluşmamızda Julie & Julia filmi üzerinden Kadın, Kimlik ve Hayaller temasını ele aldık. Julie & Julia filminden ilhamla; Elizabeth Gilbert’ın The Curiosity-Driven Life podcastinden yola çıkarak tutku ile merak arasındaki farkı konuştuk ve modern yaşamın kadınların kendini gerçekleştirme yolculuğunu nasıl şekillendirdiğini birlikte düşündük.

Mekân, filmin ruhuna uygun şekilde; sıcak, samimi ve vintage mutfak dokunuşlarıyla özenle dekore edilmişti. Julie’nin hikâyesini adeta yaşattık.

Geceyi katılımcılarımızın paylaştığı güzel içgörülerle tamamladık:

“Hayranlık duyduğumuz kişiler bizi takdir etmese bile kendi yolumuzda yürümeye devam ettiğimizde, işte o gerçek bir büyüme hikâyesidir.”

“Kadınlar olarak iç sesimizi gerçekten dinlediğimizde, gerçek tutkumuzu keşfeder ve öz benliğimizi yaşayabiliriz.”

Dialogue Book Club içinde yayınlandı | Yorum bırakın