Hakkında

cropped-10373794_803550979725583_2796788397927831239_n.jpgBen, Sümeyra Nurcan, İzmir doğumluyum. Kırkında, dört çocuk anası, on yıldır Kanada’da yaşayan – hayatta kalmaya çalışan desek daha doğru olur :) – bir hatunum . Tiyatro Eleştirmenliği mezunuyum ama okuldan sonra o kadar çok hayat imtihanına girdim çıktım ki, eğitim hayatım onların yanında bir hiç kaldı. Fark ettiyseniz eğitim hayatım hiç kalmadı dedim, kendim hiç kaldım demedim. Evet, bir süredir ya da bir ömürdür diyelim, kendimi sıradan bir insan olarak kabullenmekle başım belada. Madem beni merak ettiniz, bu sayfaya geldiniz, alın size merakınızı celbedecek başka bir soru daha: Ya kabiliyet ve potansiyel sandıklarımız birer oyalanmaysa? Ben çok düşündüm, şimdi de sizde sıra!

Siz düşünürken ben devam edeyim, bir ara kendime dramaturg demişliğim, drama öğretmenliği yapmışlığım var. Sonra bebelerle çalışmaktan bunalıp devletimin belediyesinde resmi resmi çalışmışlığım, sabah akşam kahve içip memuriyet dedikoduları yapmaktan bıkıp da akademiye geçmişliğim, tam hayata karşı hevesimin ve hayallerimin ortasında bir master tezi yazıp kendimi bulmayı ummuşluğum, bu yolda sinemayı da kendime merdiven kılmışlığım var. Sonra? Sonrası bir tekerlemeye kurban giden ülkem insanlarının hikayesi gibi. Sütü inek içti, inek daha kaçtı, dağ yandı bitti kul oldu. Bize de o yangından Kanada yolları göründü. Buralarda da kendimce bir hayat kurmaya çalıştım işte. İki çocuğum olsa aklım salıncakta sallanır diyordum şarkıcı Kolera’yla birlikte, dört tane oldu. Şükür oldu, belki ben de ol’urum onların eşlikçiliğiyle.

Bir ara memurdan bozma Instagram şairliğine soyunmuştum, epey yazdım, nice güzel insanlarla tanıştım o yazılar vesilesiyle ama bir şeyler oldu ondan da soğudum. Aslında gizlemeye de gerek yok ya, terapiye başladım ben de işte yüzde doksan IG fenomenlerinin yaptığı gibi. Belki terapi günlüklerinden yürürüm diyordum ama olmadı çünkü benim dar, yerim dar. Anam babam, eş dost akrabam, hatta mahalledeki kasabım, marketim, restoran işletmecim hepsi takip etmeye başladı sayfamı. Yahu insaf, yahu el aman… Bırakın da az kendim olayım şurada, diyemedim. Ve bilirsiniz ki bir kez içindeki kuyuya inince, oradan kolay çıkılmıyor; gidip dönmemek var, dönüp de bulmamak var hesabı, o içsel yolculuktan dönüşte hiçbir sey eskisi gibi olmuyor.

Kendim olmak demişken size kendiliğimin ta özündeki kabiliyetlerimden de bahsetmek isterim. Haftada 7 kahvaltı, 7 akşam yemeği, 3 veya 4 öğle yemeği, 10 lunch box, 10 çeşit gün menüsü, 4 çeşit okul dönüşü tatlısı hazırlama, 9 makine çamaşır yıkama & çekmecelerine yerleştirme, 2 bebeden haftada toplam 60 bez temizleme, 3 bebe banyo ettirme, 1 araba içi çöpleri temizleme, 1 başsağlığı veya hayırlı olsun ziyareti yapma potansiyelim var. Bunların yanında okurum, yazarım, gönüllü çalışmalara giderim. Bence epey potansiyelli biriyim.

Yakın zamanda 4 bebeyle yeni eve taşındım. Anacığım ta Türkiye’den yardıma koştu, sağ olsun. Yıka, pakla, yerleştir bir yana en çok masada haklı çıktı annem. Salonda bebelerle oynamak için yer kalmıyor diye masa koymuyordum. Anam da restini çekti gitmeden; “Şu evde bir masa kadar değerli görmüyor musun kendini?” dedi. “Anne öyle olmam ya, füze atsaydın,” diyemedim. Sonuçta haklı. Masa mühim. Aslında Virginia Woolf’tan idmanlıydım ben bu masa işinde ya, noldu bana böyle. Kendime ait bir odaydı değil mi o, evet başta öyleydi ta Türkiye’deyken. Sonra oda, masaya döndü buraya gelince. Bebelerden sonra da masa, kafaya galiba… Haha, kendime ait bir kafa bile kalmamış bende Virginia!! Neyse anamın sözüyle gaza gelip masayı aldım ama bitti mi bitmedi. Şimdi de masaya oturmak, oturabilmek bir mesele… O da sağ olsun, kardeşcüğüm fark etmiş hallerimi, “Abla noluyor böyle sana?” dedi, “Sen memurdan bozma Instagram şairisin, kendine gel,” dedi. “Al dedi, git dedi, çocuklarını istiyorsan dedi, al kendini git dedi, şu masaya otur.” dedi. Baktım doğru söylüyor, aldım kendimi oturdum masanın başına. Bundan sonra olacaklardan ben sorumlu değilim.

“Masa da masaymış ha.”