SÜT

Onca iş yükü
Çocuklarla yaka paça,
Yine de üşenmez
Taze süt alırdı her hafta
Gerçi kapısına kadar bırakmasa Selma Abla,
Yapacağı yoktu da
Bu da Allah’ın bir lütfu bana, diyordu,
Gurbetlik diyarında

Her Salı saat 12 civarı,
Şöyle bir suyla çalkalayıp
eski peynir kovasını
bırakiverirdi kapının kıyısına
Süt,
taa çiftlikten zamanında gelirdi ama
O, kafayı gözü sarayım derken
Bir türlü yetişemezdi kapıya

Neyse ki anlayışlı kadın Selma Abla,
Haftaya hesaplaşırız deyip
Revan olurken,
Bir sonraki müşterinin yoluna
Bizimki de kapının aralığından bir kol çıkarıp
Alırdı içeri kovayı bir cirpida
Aman derdi, elim ermişken
Kovuvereyim şunu ocağa,
Yoksa yine eksiyip kalacak bu hafta da

Şansı varsa,
Bebesi o an ya açlık krizine
Ya da gaz sancısına tutulmamışsa,
İki yaşındaki oğlancığı lavabodan
“Anne, yetiş!” diye çağırmamışsa,
En zoru da
Tencereye sütü aktaracak kadar boş yer kalmışsa hâlâ mutfak tezgahında,
Kendini iyi hisseder
Neşeyle koyardı sütü ocağa.
Hemen oracıkta
iki kavanoz yoğurtluk ayırır,
Kalani da artık
En kolayından
Hangi sütlü tatlı gelirse
o an aklına
Başka türlü yemiyordu çünkü çocuklar.
Ne meyveli yoğurtlar denedi bu kadın,
Ne çorbalar,
Hiçbiri bana mısın demedi
Ağzına alan hep bir ağızdan:
“Anne, bu senin sütünden mi yoksa bizimki mi?”

Aman yavrum, sakin
Bir lokma doğal bir şey geçmesin,
boğazınızdan.
Ver bakayım o tabağı bana,
Ben yiyeyim de bari,
Ziyan olmasın onca emeğim
diye söylene söylene
Tam bırakacaktı ki bu işleri,
Şekerin cazibesi aklıni çeldi.
O günden bugüne,
Gelsin sütlaçlar, gitsin muhallebiler
Ev ahalisi pek mutlu,
Tatlıya bağladılar bu hikâyeyi

Ama yine de bizimkinin kalbinde
Bir olmamışlık kaygisi
Kimi buzdolabı rafında,
Kimi tezgahta,
Yikanmayi bekleyen
bulaşıkların altında
Unutur oldu zamanla,
süt kovalarını.

Galiba benlik değil bu iş,
Biraksam mı acaba,
diyecekti ki tam,
Ay, o ekşi sütle ne güzel peynir olur,
Bebeğine taze taze yedirirsin
dedi Selma Abla
Hem peynir altı suyu da çok şifalı,
İster çorba yap,
ister poğaça mayala, kuzularına

Öyle güzel anlattı ki hatun,
Neredeyse sevinecekti bizimki
Her hafta sütü eksittiğine..

Böylece,
yeni bir macera daha başladı evde
Önce bir kavanoz,
Sonra bir küçük tencere,
Ve kocaman bir kova.
Ekşi süt…
Tezgahta, dolapta, ocakta.
Sirkeyle mi daha güzel kestirilir,
limonla mı?
Of, şimdi yetişmeyecek,
En iyisi buzluğa atayım ben
Bu peynir altı suyunu,
Gel zaman, git zaman
Buzluğu da işgal etti
bu garip devran
Kocası görse kizacak:
Ben o sütün bir kilosu için
ne kadar çalışıyorum,
haberin var mı senin?
Çocuklar da okuldan gelince
Anne, ne kokuyor bu ev böyle !
diye söylenince,
Artık gündüzleri haram oldu kadina.

Aksamlari, önce
bebeyi erkenden koyardı yatağa,
Sonra iki ortancayı uyutunca,
Abinin yanına uzanirdi boyunca
Biraz okul muhabbeti,
biraz serilmaca.
Onu da sabırla bırakinca
uykunun kollarına,
Sıra geliyordu kocaya
Maç özetleri, gece haberleri derken,
Adamcagiz da bayılınca sonunda
Usulca kalkıp süzülüyordu mutfağa

Bir yandan
aksmdan kalan bulaşıkları topluyor,
Bir yandan ekşi sütlerin çaresini düşünüyor
Bir yandan da
bir şeyler karalıyordu
Ekşi süte de şiir yazmazsın ama,
diye bir ses yükselirken içinden
bebeğin ağlaması duyuluverdi
Tam elindekini
lavaboya boşaltırken:
Geldim kuzum, geldim, dedi.
Canım, biberonu ver sen, çocuğa,
Şunu bir halledivereyim ben
Baksana,
yine bilmem hangi düşünce,
hangi hayal
Tam pişecekken, içimde
Kesilivermis hayat telasesinden
Iki dakika durun da bari
Döküp de temizleyivereyim sunu
Keske tenceresinden..

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About sumeyranurcan

yol hali...
Bu yazı BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın