Her şey özdeğer eksikliği değildir
Evet, mühimdir
Zor kazanılıp çabuk kaybedilebilir
Ama bazen
Ona rağmen düşersin hayatta,
Kendinle barışık olmana
Ve dahi yola
Canla baş koymana rağmen
Yıkılır, dağılır, savrulursun sert bir rüzgârda.
İşte o zaman hatırla
Dünya dediğin
Bir matruşka cancağızım
Açtıkça bir yenisi
Ve dahi
Bir diğer boyutu çıkıyor ortaya
Aynı onun gibi
Az küçüğü, minyatürü
Boy boy, sıra sıra
Uzun ince bir yol gibi
Diziliveriyor karşına.
Biliyor musun,
O bebeklerin en küçüğü
En büyüğüdür aslında.
Temeli, gerçeği, hakikati dünyanın
Özü, canı, sırrı matruşkalığın
Saklanmıştır ruhunda.
O en küçük bebek bir ‘Esma’
Küçücük bir nokta uzaktan bakana
İçine girebilene ise
Bir derya
Cahillikle çoğalttığımız ilim gibi
Anlayamayınca biz
Bir işteki hikmeti
Bir kat daha giyiniyor üzerine
Matruşka bebeği
Kimi zaman bir evlat gibi
Kundaklar sarınıyor
Kimi zaman bir gelinliğe
Ya da damatlığa bürünüyor.
Bazen bir ilişkinin çıkmaz sokağı
Geçmeyen bir yaranın acısı,
Ya da
Henüz teşhis edilememiş
Bir travma tanısı
Ekmek kavgası,
Hastalık ağrısı,
Var oluş kaygısı…
Hepsi ama hepsi
Esma’nın göklerden inerken bizim yanımıza
Giyinip kuşandığı bir elbisesi
İşte tam da bu yüzden
Her çıktığın yolun
Esma’dır nihayeti,
Hatta bidayeti
Boşuna mı sorar gönül ehli,
Bidayeti olmayanın nihayeti olur mu?
Kabuğunu soymayan özüne dokunur mu?
İşte o kabuktur aşklar,
Telaşlar,
Mütemadi işler,
İncinmişlikler,
Kaderler,
Kederler,
Hatta zulümler
Ödenemeyen bedeller
Sonuçlar
Ve dahi sebepler
Birer esma geçidi kader podyumunda…
Öyleyse
Sen de artık kızma
Kalbinin ortasında
Yangın çıkaranlara
İçine atıp da gençliğini
Hikâyeni yakanlara
Ayaklar altına alındıysa da gururun
Paramparça edildiyse de huzurun
Bu ne pervasızlıktır diye,
Tasalanma.
Çünkü;
yakan da yaktıran da Esma
Çünkü “O”
Bir kor gibi parıldamak istedi
Ruhunun semalarında
O yüzden çaktı kibriti
Birilerine bir şeyler dedirtti
Birilerine bir şeyler yaptırttı
Kimi
öfke nöbeti koydu adını, hallerinin
Kimi çocukluk yarası
Kimi de bir tiran belası
Hakikat şu ki;
Bir yangın vardı ortada
Ve etrafında halkalanmış
Hayat filminin kahramanları
Sen,
Ateşi söndürmek sandın
Hikâyenin ana mesajı
Oysa tıpkı edebi eserler gibi
Onun da vardı bir
Serim, düğüm, çözüm aşaması
Hamdın, yanacaktın
Pişecektin düğüm düğüm
Ve ölecektin ki
Elmasa inkılab edecekti
İçindeki kömürün
Ama sen
Aşılacak ne çok dağ var, dedin içimde
Yürünecek ne çok yol
Keşfedilecek ne çok yer
Her biri
Bir Esma’nın toprağı
Her toprakta bir tecelli ormanı
Nasıl çizilecek
Bu gönül coğrafyasının haritası
Ne sınırlarımı korumayı bilirim ben
Ne sinirlerimi,
Hal böyleyken
Nasıl parsellerime ayırayım kendimi
Bir de
‘Adını koymak’ diyorsun öyle mi?
Bu ayrık otları, bu deve dikenleri
Hala başını çıkaramamışken kar çiçekleri
Hele ki sümbüller
Ve sabır sıklemenleri
Bilmiyorsun
Ah,
Bilmiyorsun
Kaktüsle aynı saksıda büyüyor
İçimin yasemenleri
Şimdi sen söyle ben,
Ben nasıl tanımlayayım
Ve tamamlayayım kendimi?
Sen;
Kaynağını bulamadan içindeki nehrin
Yıllarca
Akacağı yatağı çizdin
Çünkü dedin
Akmazsa yıkar bendini
Akmazsa,
tarumar eder kendini
Oysa akıp gitmek kolay
Ben, seni
Kaynayıp taştığın noktaya çağırıyorum
Bağrında mineral yüklü
Hazineler saklayan dağına
Kırılıp da
Oradan seni taşıran fay hattına
Gel diyorum
Daha derine,
İnelim içindeki mahzene
Kaplıcalar mı kurulmuş
Dünyaya ulaştığın noktaya,
Şifa oluyor diye
İçtikçe içiyor mu insanlar,
Kelimelerini
Bırak…
Bırak, bu neyin şanı şöhreti
Bırak varlığa ait her şeyi
Gel,
Bak içinde çoktan
Başlamış bir Esma şöleni
Sana düşen sadece
Sebeplerin tutuşturduğu ateşe
Amasız ve çünküsüz
Atıvermek kalbini
Ve yana yana bir gün
Bir sabah, erken
Küllerinden doğar gibi yeniden
Esma’nın rahminden
Doğurabilmek kendini