Bir Keceli Meseli

Hu hu, Ayten!

Uyandıysan

kahveyi koy hemen

ben de geliyorum simdi

Ah neler oldu,

bir bilsen!

Bu arada

Hiç bahsettim mi ben sana

Bir Keçeli Meseli`nden

*

Hani bir keresinde 

demişti ya Zamanın Güzeli

Keçeli,

çıkar, şu gözlükleri

Keçeli dediğin bir vefalı dost 

tüm egosunu yatırıp da yere 

serivermiş yıllarca

Bediuzzaman’ın önüne 

post niyetine 

Lakin, yine de 

bilememiş ne yapacağını o an 

Efendim, diyebilmiş sadece 

ben gözlük kullanmam 

Keçeli, sen değil misin

yemin veren bana

dostluk namına 

Ve sabır sabır

bunca yıl 

çimento karıp taş taşıyan 

tevhit binasına

Öyle, öyleyim amma

Keçeli’nin alnında 

damla damla terler 

şüphe etmek mi, haşa

sözü ikiletmek bile

ar olarak yeter 

böyle naif bir adama 

çünkü sanki ta

Âlemi Ervah ’ta

bir ‘bela’ ile bağlanmış kalbi

halde haldaş

yolda yoldaş 

ahrette de karındaş olmaya

Belki de 

bu bağdan beslenerek 

bir kez daha 

dile gelmiş Bediuzzaman’ın kalbi 

Dostların namı değil midir, demiş 

bir bakışta okuyuvermek

suretten siretini 

ki bunca zaman

beraber yürümedik mi senle 

gönül coğrafyasının 

dağını tepesini 

Haydi öyleyse 

Çıkar da koy şuraya

Çünkü artık bundan sonra

olandan ötesini görmek 

vaciptir sana 

Keçeli bu sefer

davranmış hemen 

kulaklarının ardına 

sanki bir gözlük varmış da

sapları sıkışmış gibi orda 

tutup çıkarmış avucuna

üstadı da 

kırıyormuş gibi ağır ağır

sıkmış parmaklarını

ve kanaat getirince 

tuzla buz olduğuna

götür bunları göm, demiş

teslimiyet toprağına

Öyle bir inanmış ki Keçeli 

harfiyen yerine getirince

kendine söyleneni

rikkate gelivermiş

Göklerin Kalbi 

Ve aralanmış usulca 

hikmet penceresi

bu demden sonra Keçeli 

başka bir dünyanın adamı

hani sıfırlamış gibi

sebep sonucu 

An’ın içinde buluyormuş artık 

sonsuz huzuru

Sanki bunca zamandır

kulaç ata ata varamadığı 

bir ‘Ol’ okyanusu varmış içinde 

hani bir damlayım 

diyormuş da hesapta 

bir türlü eriyip yok olamıyormuş 

o büyük varoluşta

çünkü ne zaman niyetlense 

dev dalgaları kaderin 

vuruyormuş hikâyesini

bambaşka kıyılara

Keçeli, yüzmekte sanıyormuş 

bütün mahareti 

Oysa 

ayrılığın dahil olduğu gibi aska

kıyıya vurmak da 

bir merhaleymiş oluşta

Keçeli simdi bir bir 

çözüyormuş şifresini 

kendi hikâyesinin

Hani can yoldaşının

yıllarca gönderdiği mektuplarda 

işaret  ettiği gibi

İnsan;

ekilmiş bir tohum gibidir, dostum

bu dünya toprağına

karanlıktır, balçıktır amma,

ötede çiçeğe durmak için

bunlar lazımdır ruha

ki hatırlasana

mutfağındaki hububatları

patatesi mesela,

ya da kuru soğanı

ne zaman az rutubet görseler

hemen patlıyor yanlarından

yeni yeni sürgünler

demek ki Keçeli

varlığın;

kâinatın,

küçük bir timsali

ve cümle bu kabz halleri

ortaya çıkartmak için

fıtratındaki

sümbüllenmek iştiyakını

Daha ne yapsın

demiş Keçeli

hatırlayınca bu meseli

Daha nasıl anlatsın ki dostum, bana

Bakmış,

söz tesir etmiyor

küflenmiş kulağıma

tutup kırayım bari

demiş şu gözlüğü

Yoksa böyle giderse

kör olacak

yakında

dostumun gönül gözü

*

İste böyle Ayten

Gece, çocuğun yanında

Olan üstüm başımla

dalıvermişken uykuya

korkuyla birden

sıçrayıverdim yerimden

noldu, neredeyim diye

ovuştururken yuzümü

baktim,

ilik ilik akan biseyler

actirmiyor gozumu

can havliyle

uyandirinca lambayi

bir de ne göreyim Ayten

Keçeli’nin gözlügü

kırılmış benim yüzümde

Gözyası degıl bu akan, görsen

kan sanki kalbimden

ara tara,

pamuk falan  da yok yakında

ne yapayım Ayten,

tuttum kelime bastım,

yarama

belki

daha hızlı

kesilir diye kanama..

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About sumeyranurcan

yol hali...
Bu yazı BirTencere Bin Pencere içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yorum bırakın