Geçen gün hayatımda bir ilki deneyimledim. Bir halk kütüphanesinde, güzel bir organizasyon eşliğinde, ortak yazarı olduğum Mothering and Intergenerational Trauma kitabımızın tanıtımını yaptık. Heyecan, şaşkınlık, merak, şükür ve telaşın iç içe geçtiği özel bir andı.
Derler ki; hayatta seni zorlayan onca şeye rağmen bir hayali gerçekleştirebilmek büyük bir başarıdır. Ben ise şöyle diyorum: Asıl başarı, gerçekleşen o hayale ve ulaşılan o başarıya sahip çıkabilmek..
İnsan hayallerine giden yolda biraz daha motive, biraz daha gözü kara olabiliyor.Tam teşkilat hazırlanıp, upuzun bir yolculuğa çıkar gibi hedefine doğru gidiyor. Belki hep gitmeye, hep çabalamaya, hep yolda olmaya alıştığından, o menzile vardığında, o son durakta indiğinde bir şaşkınlık hissedebiliyor. Hani hatırlarsınız, uzun bir yoldan sonra araçtan ilk indiğinizde ayaklarınızın yaşadığı o tutukluk hâlinden bahsediyorum. Gerçekleşen bir hayale, ulaşılan bir başarıya sahip çıkabilmek de bunun gibi..Biraz tutuk, biraz aksak olabiliyor bazen.
Çünkü hayale giden yolda hiçbir onaya ihtiyaç duymadan gidebiliyorsun. Trene atladın, onun istikameti zaten belli. Ama ya inince.. “Bu vardığım yer doğru mu?” sorusu oluyor mesela. Bu trenin varacağı son durak buydu, bu başarıydı ama acaba benim için doğru son durak mı? “Yolu” bilen birilerine sormak istiyorsun.Ortada sana mentorluk yapacak kimse yoksa yoldan geçenlerden bir onay bekliyorsun. O son durakta bir köşeye çekilip, “Bana neler oluyor böyle?” diye anlamaya çalışırken belki de dışarıdan biraz burnu büyük, biraz da ketum görünüyorsun… Kendimi bulacağım diye rüyalarını süsleyen o başarı, kendini boylu boyunca gördüğün bir aynaya dönüşüveriyor böylece.
Iste bir kitap yazmak, bir hikaye anlatmak,bir hayali gerçekleştirmek, her şeye rağmen o aynada gördüklerine sahip çıkabilmek demek.“Bu benim… tutkusuyla, gayretiyle ve görülmeye olan o derin hasretiyle.. benim” diyebilmek.
Öyleyse hayr olsun.Son duraklarimiz bizi kendimize götüren buraklar olsun..