Bazen o kadar sağlam kaçıyorum ki kendimden, kendim bile hayret ediyorum. O kadar iyi saklıyorum ki kendimi bir şeylerin ardına, kendim bile unutuyorum nereye saklandığımı. Dün gece de öyle oldu. Gönüllü bir çalışmaya katıldım ; bir iftar programı düzenliyoruz gönüllü bir kuruluş için. Dün gece saat 9:30 civarı gruptan bir fikir ortaya attım gruptan . Sonra fikri uygulama sorumluluğunu üstüme aldım. Bunu çocukları uyku öncesi son kez oynatırken yaptım, masada oyun hamurunu bitirmelerini beklerken, “ben hallederim” dedim, “yarın sabahtan alışverişe çıkar, malzemeleri bulur, eve gelip ürünleri hazırlarım.” Tüm bunları 2 bebek, 2 yetişkin çocuk, sahur stresi, 7 makine çamaşır, yığılmış bulaşık ve üstelik iftara misafir beklediğim halde söyledim. Gece çocukları uyuturken aklım başıma geldi, kendime sordum, “neyin peşindesin?” Cevap derin ve hüzünlü: Kendimden kaçmanın. Kaçabilmenin… Ne kadar uzağa, o kadar iyi; ne kadar derine gömersem içimde duyduğum acı hissi, o kadar güzel. O kadar bastır, o kadar yüklen kendine… Hadi bakalım… Kendimden kaçmak için gönüllü bir programdaki onca sorumluluğu son anda üstlenmeye çalıştım son anda . Sonra Allah’tan gece geç de olsa durumu fark ettim. Şansım da yaver gitti ve bahsettiğim sorumluluk iptal edildi. Belki de her şey ve hepsi benim kendimi boy aynasında bir kez daha görebilmem içindi.
Kategoriler
Etiketler
- anne
- annekadin
- birtencerebinpencere
- buyumek
- deneme
- dostluk
- erbain
- film
- film analiz
- kahramanin yolculugu
- kendin olmak
- kendi sesini duymak
- kevgir
- kivi
- komedi
- matruska
- musa
- musa gazeli
- mutfak
- mutfakta pisen kim
- olgunlasmak
- ruhsal detoks
- sanat
- senaryo
- siir
- sinema
- sosyal medya yorgulugu
- the elephant men.
- tohum
- yazi
- zetine dikis makinasi
- zihinsel detoks